SES VE SÜS

Demek alıp gittik birbirimizi ve dokununca sır olan bıçağın keskin zarafetinden taşan büyünün izi kaldı geriye. Oysa siluetinde, yeryüzünün en görkemli uygarlıklarını kurmuş büyük insanların ruhu ışıldayan bu şehirde geceler bile aydınlık olurdu. Gecelere yaslanıp; kimi acemi ve uçuk hayaller kurar, kimi bu dünyada bir tutsaktan farklı olmadığını düşünür boğazın…

VE AĞUSTOS GELDİ

Bir Ağustos daha geldi. Meyan kökü şerbeti tadında bir Ağustos. Biraz buruk, biraz tatlı, biraz şuh neminde işveler saklı. Biraz muradına ermiş bir yağmur damlası gibi kırmızı gül yaprağının üstünde gülücük tadında. Biraz çatlamış susuz toprak gibi şerha şerha. Bu Ağustos, bana geç gelen, benden çabuk giden bir Ağustos oldu….

SAKLI KRİSTAL

İçimde kırıldın Kristal Koptun, parçalandın, dağıldın, yittin bende Hiçbir ışık bulamaz en küçük emareni Canıma katıp sakladım seni Geceler boyu ıssız ve tenha vadilerinde şehrin Simsiyah uçurum ağızlarında yasakların

İKİ HÜZÜN BİRDEN GELDİ

Bir eserinde ” yollar, yoksulların yüzleri gibi tenhadır” der Nuri Pakdil.   Bana öyle gelir ki yolların en tenha olduğu bir vakitte çıkıp gelir eylül bilindik hüznüyle. Bu yıl ise yolların tenhalığı yoksulların yüzü ile benzeştiği bir vakitte on bir ay sonra gelen eylül, çok kutlu bir dostla geldi hayatımıza….

GİDENLER NEYİ GÖTÜRÜR

Ardına hiç bakmadan gidenlerle boynu ardında kalarak gidenler, sessizce gidenlerle el sallayarak gidenler, dönmek için gidenlerle bir daha asla dönmeyeceğini bilerek gidenler, Her şeyini kaybederek gidenlerle her şeyini kazanmak için gidenler,