KELİMELER TERZİSİ..

Kızgın suratlı gergedanları sevmem Tuzum yaş bu yüzden Nerde karnı ağrıyan bir bebek görsem Bende ağlarım Büzülür uçan halım. Karanlıklar kolumu tutar Aydınlık bir rüyaya çarparım özümü. Bulut mudur kuş mudur havamıdır us mudur

TURKUAZ MELANKOLİ

Yeşillikler Kırmızı çatılarda güneş ısıtıcıları Araba yıkayan etnik Kısacık etekler-Enva-i çiçekler Beyaz mor sarı ve daha niceleri Bir senfoni serenomisi kuşlar Balkondan sabah ezanı zeytinleri izinsiz götüren kargalar Ve denizden bir bulut gibi dalga dalga Üzerimize aydınlığını dökerek yükselen sabah..

KALIPLARIM BUZDAN HEYKEL

Farkındayım artık dizeler nasıl değişiyor.. Nasıl sıyrılıyor kabuğundan Nasıl renklileşiyor harfler Anlamlar nasıl farklılaşıyor Dizilim gelişim iç bilgelik /Orijinallik/ Özerklik/ Değişim/Evrim Embrace/ Inspiration/ Özgürlük,yumurtadan civciv çıkarmak ve ya bir damlacık sezgi

BİTMEYEN GÜL KOKUSU

Varlığın,varlığımız oldu tuttu ellerimizden Mavi gök kondu bir güvercin gibi minberine Grift bilmecelerdi sorulan sualler Ey Can ! Tatlı tebessümün çözdü bütün dertlerimizi.. Sözlerin ilahi bir söylem Andıkça adını sararır benzimiz /tutulur nutkumuz Varlığın ebedi bir nûr / sönmeyen tutkumuz Bitmeyen bir gül kokusu oldu hayatımızda.. Konuşurdun Ey Sevgili Resul…

YAZGISINI YARINA ERTELEYEN ŞAFAK

İşte içimde tutuşan saman alevi Yazgısını yarına erteleyen şafak Kin kokan merhaba /ateşi zemheriye dönen ocak Köşede mahzun sardunya Dalları renge bulanmış. Koca derviş Yunus Aziz Mahmut Hüdaî /karşı kıyıda yuşa Kış çıkıp gitti odamızdan Ruhumuz nurdan heykel Yüzümde temmuz sıcağı.

KUMUNDA TUZ TANELERİ

İstanbul’u beklerim her akşam kıyılarında Uysal boğaz mavisi olur bakışlarım Yakamoz koyarım avuçlarıma Sıyrılır ruhum bedenimden Dostların hiç haberi olmaz.. Rumeli Kavağında eser bir deli poyraz Gelir aklıma Kanlıca da cinci Niyazi Kandillide sönmeyen kandil olurum. Damlar yıldızlardan bin çeşit ışıklar gözüme Yüreğim bi-perva/ Rüzgâra inat / Duygularım yedi tepede…

KARACAAHMET

Serviler yalnız değildir: Girift bir hüzün kokar Eteklerinde sessizdir dostlar. Zaman narin bir kuştur hep konar dallarına Düşerken her gün yeni ömürler sessiz tarlalarına Minik tepelerine uğrar asude mevsimler Zemheri çökse kıyılarına hem kar yağsa üşümez burada eller Burada bir garip yazılır bir garip anılır isimler/

SENSİZ NE YAZSAK BE İSTANBUL

Islatmakta bizi bir can gibi Çamlıca’dan gelen yağmur Titremekte kalbimiz seni andıkça her dem Topkapı Bir alev olmada ruhumuz değişmede kandillide ufuk Sen ki gönlümüze nurdan bir taht kurdun Sensiz ne yapsak be İstanbul..   Keşmekeş duygular nedendir hep geceleri misafirimiz olur/ Yıldızların yanıbaşımızda avare turkuaz Tutarak gündüzlerin aydınlık perçeminden…

İBRAHİM YAVUZ ZARİFOĞLU

Maraşlı Zarifoğlu sülalesinden. Anne tarafı 1800’lü yılların başlarında Kastamonu’dan İstanbul’a göç etmiş bir aile. Hanoğulları ismi ile maruf. 1957 Şubat’ında, İstanbul/Fatih/Hırka-ı Şerif’te dünyaya geldi. İstanbul’un sur içini ve dört cephesini iyi bilen şairin bu şehre ait anıları duygulu ve çok zengindir. Hayatının dem tutan anları hep bu mübarek şehirde gizlidir….