SES VE SÜS

Demek alıp gittik birbirimizi ve dokununca sır olan bıçağın keskin zarafetinden taşan büyünün izi kaldı geriye. Oysa siluetinde, yeryüzünün en görkemli uygarlıklarını kurmuş büyük insanların ruhu ışıldayan bu şehirde geceler bile aydınlık olurdu. Gecelere yaslanıp; kimi acemi ve uçuk hayaller kurar, kimi bu dünyada bir tutsaktan farklı olmadığını düşünür boğazın…

VE AĞUSTOS GELDİ

Bir Ağustos daha geldi. Meyan kökü şerbeti tadında bir Ağustos. Biraz buruk, biraz tatlı, biraz şuh neminde işveler saklı. Biraz muradına ermiş bir yağmur damlası gibi kırmızı gül yaprağının üstünde gülücük tadında. Biraz çatlamış susuz toprak gibi şerha şerha. Bu Ağustos, bana geç gelen, benden çabuk giden bir Ağustos oldu….

FERMAN KARAÇAM

1955 yılında Ardahan’da doğdu. İlk ve ortaokulu Ardahan’da, liseyi Erzincan’da bitirdi. 1981 yılında evlendi ve üç erkek çocuğu vardır. 1982 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Çok sayıda dergi ve gazetede şiir ve yazıları yayımlandı. 1985 -1987 yıllarında İlim ve Sanat Dergisi’nin yayın müdürlüğünü…

SAKLI KRİSTAL

İçimde kırıldın Kristal Koptun, parçalandın, dağıldın, yittin bende Hiçbir ışık bulamaz en küçük emareni Canıma katıp sakladım seni Geceler boyu ıssız ve tenha vadilerinde şehrin Simsiyah uçurum ağızlarında yasakların

İKİ HÜZÜN BİRDEN GELDİ

Bir eserinde ” yollar, yoksulların yüzleri gibi tenhadır” der Nuri Pakdil.   Bana öyle gelir ki yolların en tenha olduğu bir vakitte çıkıp gelir eylül bilindik hüznüyle. Bu yıl ise yolların tenhalığı yoksulların yüzü ile benzeştiği bir vakitte on bir ay sonra gelen eylül, çok kutlu bir dostla geldi hayatımıza….

GİDENLER NEYİ GÖTÜRÜR

Ardına hiç bakmadan gidenlerle boynu ardında kalarak gidenler, sessizce gidenlerle el sallayarak gidenler, dönmek için gidenlerle bir daha asla dönmeyeceğini bilerek gidenler, Her şeyini kaybederek gidenlerle her şeyini kazanmak için gidenler,

RÜZGAR SÖYLEMİŞ DENİZ DİNLEMİŞ

Binlerce yıl uzaktadır yurdum.  Yükseklerdeyim. Kimi zaman av ile avcı, kimi zaman iki dost gibiyiz yüksek dağlarla. Sivri tepelerinde, karlı ensesinde, çiçekli gövdesinde geçer ömrüm. Ben rüzgârım. Kara bulutlardan, boz bulutlardan, beyaz bulutlardan damar damar sızıp geldim sana, dinle beni nazlı deniz.

ZÜLEYHA

Dediklerin çıktı!  Ortadoğu’da ölenlerin cesetleri kıyılarımızı aştı ağabey   Yağmurlar da yaşlanır Züleyha ortasından ansızın bir şimşek geçer gecenin dilinde bin Leyla ölür de yüreğinde bir Leyla dirilir insanın

DİNLE EY AŞK!

Bir ressamın fırçasıyla usul usul tuale akan gök mavisinin ıtıra bulanmış eli midir rüyalarımı boyuyor sessizce. Sabaha yeni uyanmış kırmızı gül yaprağının üstünde ki çiğ damlası ile koklaşan gün ışığı mıdır yüreğimi titreten. Sudan toprağa, topraktan papatyaya, papatyadan