birikimler

Google

 

 

 

?av?at Yöresinden Derlenen Kelimeler

 

Erdoğan Kara
Boğaziçi Üniversitesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 1990

 

 

Burada özellikle Şavşat yöresinden derlediğim kelimeler yer almaktadır. Sizlerin de eğer derlediği kelimeler mevcutsa ya da çalışmalarınız varsa ve Türk Dil Kurumu ilgilenmiyorsa mail adresime gönderirseniz burada sizlerin adıyla yayınlayabilirim. Bu birikimlerin kaybolmasına izin vermeyelim. 

 

Burada yer vermiş olduğum kelimeler Artvin İli Şavşat İlçesi'nde derlenen kelimeler olup hiç şüphesiz birçoğu İstanbul Türkçesine girmiş bulunmaktadır. Ancak birçoğu farklı anlamlara sahiptir. Bu kelimelerden birçoğu da diğer dillerden geçmiş olup bunlar üzerine henüz detaylı bir çalışma ne yazık ki yapılamamıştır.

 

Şavşat yöresi ağzı üzerine henüz dilbilim kurallarına uygun bir çalışma yapılamadığı için bu kelimelerin günümüz Türkçesine nasıl aktarılacağı da henüz belirlenmemiştir. Bundan dolayı ben burada kelimelerin yaklaşık uyarlamalarını esas alarak sıraladım ve Şavşat Yöresi'ndeki okunuş ve söyleniş biçimlerini / / arasında verdim. Hiç şüphesiz bu söyleyiş şekilleri Şavşat yöresi olarak adlandırılsa da Şavşat içerisinde de farklı söyleyiş biçimleri mevcuttur: Bunlardan birincisi, daha çok Ciritdüzü, Veliköy, Düzenli, Kireçli, Yavuzköy gibi Şavşat ilçe merkezine daha yakın köylerdeki söyleyiş biçimidir. İkincisi Pınarlı ve çevresinde konuşulan ve özellikle sesli harflerde daha çok ince ünlüler yerine kalın ünlülerin kullanıldığı bir ağızdır. Örneğin: "gel" kelimesi birinci bölgede /gäl/, ikinci bölgede ise /gal/ olarak söylenir. Bu söyleniş faklılığı bazı seslerde özellikle e,a oldukça belirgindir. Ben burada genellikle birinci bölgeyi esas aldım, eğer kelime ikinci bölgeden derlenmişse olduğu gibi aktardım.

 

Kelimelerin anlamlarını verirken bu konuda yapılmış ciddi bir çalışma olan Yeni Tarama Sözlüğü* (YTS)'nde yer alan kelimeleri ve anlamlarını ayrıca dipnotlarla verdim. Aynı kelime farklı anlamlarda kullanıldığı için buraya tekrar alma ihtiyacı hissettim. Öte yandan Journal of Turkish Studies (JTS)'te yayımlanan makalede bazı kelimelerle ilgili bir çalışma yer aldığı için bunu da burada belirttim.

 

 

Kelimeleri aktarırken yöre ağzındaki sesleri kaybetmemek için diğer yöre ağzı çalışmalarında olduğu gibi ek sesler kullanıldı. Bu sesler:

 

ä      bu ses "e" ile "a" sesi arasında bir ses olup özellikle "l" harfinden önce kullanılmaktadır. Bu ses Türkçenin en eski dönemlerinden beri kullanılmakta olup Azeri Türkçesindeki ä ile aynıdır.

í       bu ses "ı" ile "i" arası sestir.

ó      bu ses "o" ile "ö" arası sestir.

ú      bu ses "u" ile "ü" arası sestir.

çc     bu ses "ç" sesinden daha sert bir sestir. "ç" ye göre daha geriden çıkartılır.

ts     bu ses "t" ile "s" sesinin birleşmesinden oluşmuş gibi çıkan Rusça'da bulunan sestir.

t       Osmanlı Türkçesinde kullanılan ve çeviriyazıda "t" altında nokta simgesiyle gösterilen ve Arapça "tı" harfiyle simgelelen sestir.

x      Osmanlı Türkçesinde kullanılan ve çeviriyazıda "h" altında çengel simgesiyle gösterilen ve Arapça "hı" harfiyle simgelelen sestir.

q      Osmanlı Türkçesinde kullanılan ve çeviriyazıda "k" altında nokta simgesiyle gösterilen ve Arapça "kaf" harfiyle simgelelen kalın k sesidir.

µ      "p" sesinden daha sert bir "p" dir.

kg    "k" ile "g arasından çıkartılan sert sestir.

 

SÖZLÜK

 

aban- /aban-/: hızlıca vurmak "topa bir aban hala!"

abaza /abaza/: 1.örgünün lastik kısmı "çorabın abazasıni biturdum". 2. yünü kısa hayvan.

abeşik /abeşik/: orman muhafaza memuru.

ablı /abli/: külün üzerinde uçuşan beyaz tanecikler.

abo /abo/: süt anne

abrıl /abril/: Nisan ayı.

abril /abril/: halk takviminde Nisan ayı.[1]

abu /abu/: 1."bu" işaret sıfatı ve zamiri. 2. şaşma ve korku ünlemi  "abuuna qadar böyük  ağaç!" , "beni  abu (adam) dögdi".[2] 

abur /abur/: yüz, yanak "bögün genä  aburlarıni tökmiş".

abura(y)/abura(y)/: bura, burası  "aburaya gäl".

abursuz/abursuz/: suratsız.

abutarat, abutarak /abuşarat/ /abu-şaraq/: geniş yaprakları olan bodur bir yayla bitkisi.

aca /aca/: acabaş

acanta /acanta/: yeni, orijinal "acanta araba".

acıklan-/acıxlan-/: ohlan-mak "niya acıxlaniyersınş"

acış- /acış-/: bir yeri acımak,ağrımak. [3] 

acıştır- /acişşur-/: acıtmak, canını yakmak, incitmek.

açacak /açacax/: bilmece. "sana bir açacax sorem".

adamlık/adamlux/ : yetişkinlik.[4]

adla- /adla-/:1. ilerlemek "adla biraz!"  2. ilerleyerek geçmek "beni çox adladi".

afallan-/afalla-/: çok kızmak "babay fena afallandi".

afatlan-/afatlan-/: yemek, afet yemiş olmak "afatlandi getdi"

/ağ/: elbisede iki bacak arası kısmı.[5]

ağa /ağa/: (argo) ayı "ağa bizim almalari yoxlamiş".

ağa /ağa/: bey, kadının eşi, koca.

ağar- /ağar-/: beyazlamak, aklanmak "bu çamaşur heç ağarmadi".

ağartı /ağarti/: süt ürünleri.

ağcıl /ağcil/: beyazımsı.

ağırbar/ağırbar/: bir halk oyunu türü.

ağırla-/ağırla-/: hürmet etmek,saygı göstermek, ikramda bulu bulu bulunmak. "orda beni çox  eyi ağırladilar". [6] 

ağırlık/ağırlux/: yük, eşya. "yayla ağırluği tamam"[7]

ağırşak/ağırşax/: yün iğinin başına takılan topaç.  [8]

ağlağan/ağlağan/: çok ağlayan "bu na ağlağan çocux beylä".

ağu /ağu/: zehir.

ağula- /ağula-/: (böcek) ısırarak zehirini akıtmak. "çocuği yilän ağulamiş".

ağuz /ağuz/: doğurmuş ineğin ilk sütü. [9]

âh /äh/: hayır!, yok, değil!.

ahan /ahan/: ahha, işte.

ahan /ahan/: işte!

ahırlama/axırlama/: üstelik, bir de... "axırlama bizeä küfretti"

ahpun/ahbun/axµun/: biriktirilmiş hayvan gübresi.

ahu /axo/: ormandan açılmış arazi.

akak /axax/: suyun akıntılı yeri. 

akçıl /ağcıl/: beyazımsı.  [10]

akri /aqri/: dayanıklı bir tür ağaç.[11]

akşamla- /axşamla-/: geceyi herhangi bir yerde geçirmek.  [12]

akşamlık/axşamlux/: akşam ye-meği "axşamluği yedux".

akuşka /aquşqa/: pencere çerçe-vesi.

alaca /alaca/: karışık renkli "alaca şana".   [13]

alış- /aliş-/: ateşle tutuşmak, yanmaya başlamak. 

alıştur-/alışşur-/: ateşlemek, tutuşturmak "çox çabaladım ama sobayi alışşuramadım".

Allahınse /Allahınse/: "Allahını seversen" in kısaltılmış şekli olarak, bir seslenme ünlemi biçimindi kullanılır, "acaba" anlamını taşır. "Allahınse bögún sizä kim gäldi".

alot /alot/: eskiden çamaşır yıkamada kullanılan beyaz kil.

amuca, emicä /amuca//emicä/: amca, emi.

anaç /anaç/: olgun (dişi).

anafor /anafor/: iki yüzlü "na qadar anafor biri".

analık /analux/: üvey anne. "ana analux olursa baba da tanış Ermäni olur" .  [14]

anğıl- /anğıl-/: anılıyor ol-mak.  [15]

anğut /anğut/: renkli meyvası olan bir dut türü.

anslı /antsli/: siyah tanecikli meyvası olan yabani bir bitki türü.  [16] 

apalak /aµalax/: yavru "aµalağa şaµalax, kel başa şimşir şarax"  [17]

apar- /apar-/: hırsızlık yaparak çalmak, kaçırmak. [18]

aprak /apraq/: gözü şaşı.

aralık /aralux/: geçit yeri.

arkalan- /arxalan-/: arkasına alıp götürmek, yüklenerek götürmek.

arkı /arki/: su değirmeninde dingilin başına takılan ve taşı çevirmeye yarayan demir.

artak /arşax/: beşikte çocuğu tutan kumaş kemer çifti.

artaşan/arşaşan/: üzerinde odun kırılan kütük.

artık /artux/: (zarf) daha sonra, bundan sonra "artux ordan qaxıp evına gediyer" "daha sonra kalkıp evine gidiyor".

artık /artux/: 1.artık, artmış olan. 2. yedikten ya da içtikten sonra arta kalan kısım.

aruna /aruna/: kara saban.

asılsız /asılsız/: asaletsiz, soysuy.[19]

asma /asma/: iki ya da daha çok mısır meyvesinin kuçanlarıyla birbirine  bağlanmış hali.

astam /asşam/: ev içinde kullanılan küçük kürek.

aş- /aş-/: erkek hayvan çiftleşmek için dişi hayvana binmek. [20]

/aş/: yemek, yiyecek. [21]

aşırtma/aşurtma/: elbise kolanı. [22] 

atazla-/aşazla-/: birisinin fena halde canını yakmak.

atul /atol/: kımı bitkisinin kökü.

avun- /avun-/: dişi hayvan erkek istemek.

ayakla-/ayaxla-/: yeni yılda bir evi ilk ziyaret eden olmak. "bizi bu sene sän ayaxladın".

ayar /ayar/: eşit, yaşıt, aynı. "sanınan ben bir ayarux".

ayaz /ayaz/: bulutsuz açık hava, soğuk hava. [23]

aygırlan- /ayğırlan-/: aygır gibi kaba davranmak. [24]

ayık /ayux/: uyanık, uyumamış.

ayırtla-/ayırtla-/: ayıkla-mak.[25]

az- /az-/: yaramazlık yap-mak.

azırga- /azırğa-/: gözüne az görünmek, az görmek, yeterli bulmamak. [26]

azman /azman/: iğdiş hayvan.

azraz/ezrez/azraz//ezrez/: kü-çük ve kahverengi meyvesi olan bir ağaç türü ve bu ağacın  meyvesi.

babalık/babalux/: üvey baba.

badıya /badiya/: ayaklı büyük bakır tas. [27]

badla- /badla-/: bendetmek, bağlamak.

bâgâ /bägä/: ahırda ağaçtan yapılmış hayvan yemliği.

bagen /bägen/: içinde mısır dövülen ayaklı sandık.

bağ /bağ/: bir tutam. [28]

bağaç /bağaç/: içini çekmemiş (ekmek).

bakacak/baxacax/: üstüne çıkılarak etraf seyredilecek yüksek yer. [29]

bakıcı /baxıci/: falcı. [30]

bala /bala/: yavru. [31]

bangılda-/bangılda-/: "bang" diye yere yıkılmak.

barem /barem/: anlamında edat.

başşağı/başşaği/: baş aşağı.

bayak /bayax/: demin, az önce. [32] 

bazlama/bazlama/: 1.bir ekmek türü.    2.şişman. [33]

beç /beç/: bedevre açma aleti. 2.kalın kafalı, ahmak.

bed /bed/: çirkin.

bedevre/bedevrä/: eskiden çatı örtmede kullanılan ve özel tomruğundan yarılarak elde  edilen tahta.

bellile-/bellila-/: belirlemek.

ber(e) /berä/: açık koyun ağılı.

beres /beres/: aksi, ters (insan).

berf /berf/: yere inmiş kar.

berrevlen-/berrävlan-/: birden kızıp köpürmek.

bez- /bez-/: bıkıp usanmak "bezdim sänın abu xuyundan"

bıçaklık/biçaxlux/: hayvanlarda boyun altından sarkan deri.

bıldır /bıldır/: geçen yıl.[34]

bızıkı /bızıqi/: eşek arısı.

bibi /bibi/: hala, babanın kız kardeşi.

biçenek /biçenek/: dağda ya da yaylada otu biçilen çayır.

biçirgen/biçırğan/: parmaklar arasında oluşan bir yara türü. [35] 

bijijo / bicice /bicico/ /bijijo/: kozalak.

bikri /bikri/: hozan dikeni.

bilevle-/bilävla-/: bilemek.

birden /birdän/: aniden, ansızın. "birdän oni qarşımda gördúm".

birik- /birik-/: birleşmek, yapışmak. "qırıx etmek birikmaz".

bişi /bişi/: yağda kızartılarak yapılan         ekmek.[36] 

bitevi /bitävi/: bütünüyle, tama-mıyla.

bitrüm /bitrüm/: her şeyi kolayca başaran, kafası iyi çalışan, zeki. [37] 

boçu /boo/: örümcek.

boçuç yuva /boouva/: örümcek ağı.

bogrum /boğrum/: b.-ay: eskiden eylül ayı.

boğanak/boğanax/: kapalı, havasız yer.

boğaza /boğoza/: boğazına düşkün, obur.

borı /bori/: iri kara sinek.

borıyola/borıyola/: iri eşek arısı.

boyak /boyax/: boya.[38]

boylama/boylama/: kadın entarisi.

boynuzla-/buynuzla-/: boynuz ile tos vurmak.

boz- /boz-/: birisini rencide etmek, gülünç duruma düşürmek, alay etmek.

bögrüş-/bögrüş-/: hayvanlar birlikte böğürmek. [39]

buculan-/buculan-/: el ya da ayakları uyuşmak.

buçula /buula/: küçük su değirmeni.

buda- /buda-/: (birisini)paylamak, lafla azarlamak.

buğ /buğ/: buğu, buhar. [40] 

buhari /buxarı/: baca.

bujlan-/bujlan-/ /buclan--/: buculanmak, uyuşmak.

bukağı /buxax/: boğazdan sarkan et.

bukağı /buxaxı/: boğazın alt kısmından sarkan deri.

bulama /bulama/ doğuran ineğin ilk sütü ve bu sütten yapılan tatlı.

bumbuz /bumbuz/: buz gibi.

burç /burç/: kukul, tomurcuk.

burğullan- /burğullan-/: bulgur gibi kaynamak. 2.bolca fışkırmak (pınar).

burut /burut/: sersem koyun.

büğrü /bügri/: eğri "-egri bügri nera gediyersinş -tepesi delük sana naş 41 

caba /caba/: çaba, zor iş.

cac /cac/: tarlada tapanın arkasına bağlanan dallı ağaç.

cadak /cadax/: cadde.

cakva /caqva/: ağzı biraz yuvar-latılmış bıçak.

calğazan /calğazan/: kurnaz, hilekar.

camuş /camuş/: manda.

canc /canç/: bol meyve yüklü ağaç.

canlı /canni/: ayı.

cazı /cazi/: cadı.

cazılan- /cazilan-/: cadı gibi davranmak,  kendine göre bazı kehanetlerde bulunmak. [41]

cendek /cendek/: hayvan cesedi, murdar ceset.

cendek /cendek/: leş, ceset.

cepken /cepken/: yelek.

cığız /cığız/: iyilik sevmeyen.

cılğa /cılğa/: küçük kara saban.

cımaq /cımaq/: ekşimiş. [42] 

cıncık /cıncıx/: nakış, süs.

cıncıkla- /cıncıxla-/: nakış dizmek, süslemek.

cıngılda- /csıngılda-/: (kulak) ses çıkarmak.

cırcır /cırcır/: fermuar.

cıyakala /ciyaqelä/: solucan. [43] 

ciğer /ciger/: 1.organ ciğer 2.dost, akran, akraba. "Gözún kim oydiş -Ciger. -Oniçún derín oymiş."

ciğer /ciğer/: 1.organ2.dost, akraba, yakın.

cil /cil/: buğday çimeni.

cillen- /cillän-/: (ekilmiş buğday) çimlenip filizlenmek.

cimcime /cimcimä/: yumuşamış sulak arazi.

cincavat /cincavat/: kötü huylu (kadın).

civankaşı /civanqaşi/: bir tür nakış.

co(n)ç /conç/: çok, bol. "bu almanın ustı conç".

cok /coq/: uzun sopa.

coka /coqa/: şal ceket.

col(a)/jöle /cola//jola/: bir diken türü ve onun siyah meyvesi.

colput /colpot/ hantal (kişi).

cuma /cuma/: c. akşamı /c. axşami/: perşembe günü.

cura /cura/: çeşit, tür "bu kalemlar hep bir cura".

curcuna /curcuna/: gürültü, patırtı, gürültülü patırtılı eğlence. [44]

cücük /cücük/: civciv. [45]

cüne /cüne/: suç "bu gena bir cüna işladi".

çaça /çcaçca/: dut meyvesinin ezilmiş hali.

çaçan /çaçan/: kıldan örülerek yapılan ve eskiden süt süzmek için kullanılan örgü.

çaçıyan /çaçiyan/: kılığı bozuk kimse.

çaçuna /çaçuna/: çaçıyan.

çadı /çcadi/: mısır ekmeği.  

çağ /çcağ/: çorap şişi.

çakçak /çaxçax/: su değirmeninde taşın üzerinde bulunan ve taş döndükçe "çak  çak" diye ses çıkaran ağaca çakılı nallar. [46]

çakır /çaxır/: rakı.

çal- /çal-/: yüzeyine sürmek. [47] 

çal /çcal/: ince uzun sırık.

çala /çala/: mısır bitkisinin sapı.

çalaçuna /çalaçuna/: darmadağınık.

çalağan /çalağan/: atmaca kuşu.

çalahaş /çalaxaş/: beşiğe konan çaput ya da poçuçtan yapılmış döşek.

çaldak /çaldax/: keçeleşmiş koyun yünü.

çalım /çalım/: çelme.      

çalın- /çalın-/: felce uğramak.

çamla- /çamla-/: engellemek.

çan /çcan/: burulmuş tosun.

çançur /çcançcur/: siyah tamaz eriği.

çank /çcank/: kedi ya da köpek pençesi.

çap çap /çcçcaµ/: şapır şapır diye.[48]

çapa /çapa/: bahçe işlerinde kullanılan kazma.

çapala- /çapala-/: çapa ile toprağı havalandırmak.

çaplat- /çcaµlat-/: "çap" diye vurmak, vurmak.

çar /çar/: baş örtüsü. [49] 

çarbadan /çarbadan/: para alarak atıyla yük taşıyan kişi.

çarhala /çcarxala/: şeker pancarı.

çatan /çatan/: gübre sepeti.

çayır /çayir/: ç.-ay: çayır ayı, eski temmuz ayı.

çeçel(a) /çceçcel/: mavi gözlü.

çegil /çegil/: çakıl taşı yığıntısı.

çekede /çekedä/: eskiden bir tür kadın ceketi.

çember /çember/: başa giyilen kadın fesinin iki tarafını tutan ve siyah toz boncuktan yapılmış bağ.

çemle- /çemlä-/: kolları veya bacakların paçasını sıvamak. "qolların çemlä da çamaşura başla"

çemsit- /çemsit-/: kaçınmak. "san bu iştan çemsitiyersin".

çenç /çenç/: 1. fasülye tanelerini saran kabuğun kurumuş hali.  2. meyvelerin çekirdekli  iç kısmı.

çençle- /çençla-/: dişleriyle öğütüp bırakmak.

çent- /çent-/: çendelemek, yontmak, oğramak. [50] 

çeper /çeper/: ağaç çit ya da engel.

çepiç /çepiç/: keçi yavrusu. [51]

çerkes /çerkes/: göğsü ilikli, beli ince palto, Çerkesler ve İran Azerbaycanı halkı arasında çok giyilir.

çerme /çermä/: ılık kaynak suyu.

çerpeş /çerpeş/: sulu kar.

çetinlen- /çetinnan-/: bir işi yapmaya üşenmek, erinmek.

çeynem /çeynäm/: bir defada ağızda çiğnenecek kadar. [52] 

çıbıl /çcıbıl/: çok fakir, herhangi birşeyi bulunmayan.

çığa /çcığa/: çağa, küçük çocuk.

çığır- /çığır-/: seslenmek, bağırmak, çağırmak.[53] 

çığna- /çığna-/: ayaklarıyla üzerinde gezmek. "yatahlari çığnama!".

çınçar /çcinçcar/: ısırgan otu. [54] 

çınçuk /çcınçcux/: tavuğun taşlık organı.

çınşla- /çınşla-/: kağıt karalamak.       

çıpık /çcıµıx/: çapak.

çıpırt /çcıµırt/: çıpık.

çırbağa /çcırbağa/: yaramaz ya da cılız         çocuk. [55]

çırçıbıl/çcıçcıbıl/: iyice fakir, herşeyden yoksun.

çırmala- /çcırmala-/:  tır-malamak.

çırnak /çcırnax/: sarı, koyun zili.

çırtım /çcırşım/: zerre miktarı, damla. "bir çsırtım su bilä vermädi".

çırtlat- /çcırtlat-/: sıkarak suyunu fışkırtmak.

çısha /çcisxa/: tohumluk soğan kellesi.

çıta- /çcışa-/: son haddine kadar doldurmak.

çıtına /çcişinä/: küçük delik.

çıyan /çciyan/: meyve kurdu. [56] 

çız /çcız/: çizgi.

çiç /çiç/: aşırı inatçı.

çiçur /çciçcur/: iri dudak.

çiğin /çiğin/: omuz

çiğir- /çigir-/: birisine karşı soğukluk hissetmek,  birisini önceden severken daha sonra  sevmemek. " çocuh   anasından  çigirmiş".

çiğit /çigit/: çekirdek.

çiğnen- /çeynän-/: geviş getirmek.

çil /çcil/: hasır örme otu.

çile- /çilä-/: hafiften su serpiştirmek. [57]

çillik /çillik/: güveçten daha küçük toprak kap.

çim- /çim-/: su ile yıkan-mak, banyo yapmak. [58] 

çimon /çimon/: tulum çalgı aletinin bir parçası.

çişger /çcişgär/: çit kapası.

çit /çit/: kadınların başına sardıkları beyaz şerit.

çit /çit/: kadınların leçeğin üstüne sıktıkları ve onu başta tutmaya yarayan tülbent.

çivle- /çsivlä-/: tiz bir sesle bağırmak.

çivlek /çcivlek/: ağaçtan yapılmış kadı mandalı.

çizme /çızma/: çizme

çoçla- /çoçla-/: emeklemek.

çoka /çoqa/: eskiden yünden erkek ceketi.

çokçana /çoxçana/: çokça, bol olarak.

çokuş- /çoquş-/: kalabalık meydana getirmek.

çolak /çolax/: sol elini daha çok kullanan.

çomuş- /çomuş-/: meyve suyunu kaybedip buruşmak.

çopur /çopur/: taranmış yünden arta kalan   kısım. [59]

çor /çor/: bir çeşit öldürücü hayvan hastalığı.

çorlu /çorlı/: hastalıklı (hayvan).

çökek /çökek/: çöküntü, kuytu yer.

çönkür- /çönkür-/: (köpek) havlamak.

çuçul /çcuçcul/: civciv.

çuk /çcuq/: çuma.

çuma /çuma/: kaymağı alınmış süt.

çürük /çürük/: ç.-ay: eskiden ağustos ayı

dagana /dägänä/: tahtadan yapılmış büyük süzgeçli sandık.

dağ /dağ/: 1. kızgın demirin vücuttaki izi. 2. mecazi. dert, yara, gönül yarası.

dağla- /dağla-/: kızgın demirle vücudu yakmak. 2. mecazi. gönül yarası almak.

dal /şal/: 1. ağaç dalı. 2. omuz (organ). 3.bir dizi boncuk.

dal /şal/: omuz kısmı.

damça /şamça/: damlacık. "Bir şamça su bilä gälmiyer".

danalık/şanalux/: ahırda danaların kapatıldığı bölge.

dandal /dandal/: ağaç gölgelik.

dandu /dando/: hantal kadın.

daraba /daraba/: tahta duvar.

dargala /darğala/: geniş delik ya da geniş yer.

darıl- /şarıl-/:1.birisine küsmek 2.(hayvanı) kovmak, savmak "inegi abelä şarıl!"

darlan- /şarlan-/: 1. bunalmak, sıkılmak, çaresiz kalmak. 2. kızmak "ben sana şarlanmiyerím."

darlan- /şarlan-/: canı sıkılmak. [60] 

dayama /şayama/: dik olarak dayatılmış ve çeşitli işlerde kullanmak için ayrılmış odun kütüğü.

debe /debe/: fıtık.

deber- /debär-/: depreşmek.

dedlen- /dedlän-/: lekelenmek.

degenek /degenek/: değnek.[61]

degme /degmä/: olur olmaz, sıradan, herbir. [62]

değ- /değmek/:1.değmek, dokunmak 2. birisine ilişmek, şaka yollu takılmak. 3. (köpek) ısırmak için havlamak yada saldırıya geçmek. "qurda degmiyän it".

dehre /dehre/: ucu kıvrıtılmış nacak. [63]

delice /delicä/: buğday tarlalarında biten ve çok acı olan bir bitki. [64]

demin /demin/: az önce, bayak.

demiravi /demuravi/: elde çıkan çıban, temru.

den /den/: tane" buğday deni".[65] 

depren- /deprän-/: faydasız yere telaşlanmak.

dergüle /dergülä/: küçük kil küp.

dergüle /dergülä/: küçük küp

desdeğirmi/desdegirmi/: yusyuvarlak. [66] 

deş- /deş-/: delmek. [67] 

deşil- /deşıl-/: delinmek. [68] 

did- /didmäx/: yolmak, kökünden yolup çıkarmak.

didikle- /didiklä-/: didik didik etmek.

dil /dil/: kağnıda dingili tutan takoslardan her biri.

dil-i huna /dilixuna/: özeği yenilen bir tür bitki.

dincel- /dincäl-/: dinlenmek.

dincelmek /dincäl-/: dinlenmek.

diplenti /diblänti/: yere dökülmüş (meyve).

dirgen /dirgän/: diren. [69] 

disgin- /disgin-/: irkmek, sakınmak.

dişe- /dişa-/: (değirmen taşına) diş vermek.[70] 

dişle- /dişlä-/: ısırmak.

diz /diz/: namazda rek'at. "dört diz namaz qıldım".

dizkırma /dizqırma/: bir halk oyunu türü.

doğar /toğar/: hayvanlarda yaş.

dolap /dolap/: büyük su değirmeni.

doluk- /şolux-/: ağlayacak hale gelmek, gözleri dolmak.[71] 

domuzluk/donğuzlux/: su değirmenin altı.

doyumluk /şoyumlux/: doymaya yetecek kadar.

döldöküm /döltökúm/: d.-ay: eskiden mart ayı.

döney /döney/: bir halk oyunu türü.

döş /döş/: bağır, sine. [72] 

döşeklen- /döşeklan-/: kadın doğum yapmak.

döşen- /döşän-/: yola koyulmak.

durul- /dürül-/: durulmak (su). [73]

dutluk /tütlux/: dut ağacının bol olduğu bahçe.

dügdi /dügdi/: balta, çekiç gibi aygıtların sırt tarafı. [74] 

düge /dügä/: iki yaşındaki dişi dana. [75] 

dügle- /düglä-/: düğümlemek.

düglen- /düglän-/: düğümlenmek. [76] 

düğme /dügmä/: zırzayı tutan yuvarlak demir.

dürtle- /dürtlä-/: itmek, ileri itmek, sokmak.

düşelek /düşelek/: mirasta kız kardeşin          payı.[77] 

düşkünlen-/düşgünnan-/: düşkün olmak, başkalarına muhtaç hale gelmek.

egdi /egdi/: ağaç işlemeciliğinde kullanılan oyma aygıtı. [78] 

egiş /egişi/: hamur teknesini kazımada kullanılan kaşık. [79] 

eglen- /eylän-/: vakit öldürmek. [80] 

eğrice /egricä/: yarım daire şeklinde kıvrılmış ağaç.

ekim /ekim/: e.-ay: ekim ayı.

eksük /eksük//esgük/: eksik. [81] 

elçi /elçi/: kız istemeye erkek tarafından gönderilen kişi, aracı.

elçim /elçim/: taranmış yün topağı.

elişi /elişi/: elle yapılan her türlü örgü, dokuma.

elmalık /almalux/: elma ağaçlarının çok bol olduğu bahçe.

emedeni /emedeni/: aniden.

emedeni /emedeni/: ansızın, aniden.

emice /emicä/: amca.

enük /enük/: köpek yavrusu. [82] 

erin- /erın-/: üşenmek.

eringen /eringän/: üşenen, tenbel.

eş- /eş-/: kazmak, eşelemek.

eşin- /eşın-/: hayvan ayaklarıyla kendi kendine toprağı eşelemek. [83] 

eşki /eşgi/: ekşi, ekşimiş olan. kızılcık, elma, sarul gibi meyvelerin ezilip kurutulmasıyla yapılan pestil.

eşki hamur /eşgi xamur/: sıvı hamur mayası.

et- /etmek/: ekmek (ad).

ev- /ev-/: acele etmek. "san heç evmä , ben bu işi bitürurum".

evelsi /evelsi/: evvelki, bir önceki.

ever- /evär-/: evlendirmek.

evle- /evlä-/: kağnıda dingil yuvasından çıkmak.

evlelük /evlälük/: öğlen yemeği.

evseni /evseni/: deli kimse.

eyilet-/eyilat-/: iyileştirmek.

eylet- /eglat-/: durdurmak.

eylük /eylük/: iyilik. [84]

fel /fel/: iki yüzlülük.

felli /felli/: iki yüzlü kişi.

fennik /fennik/: toplantı, kalabalık.

ferik /ferik/: tavuk olmamış civciv. [85] 

fetir /fetir/: küçük somun.

fırfır /fırfır/: ortasından iki delik açılarak iplik geçirilmiş ve  ipliğin  bükülmesi esasına dayanarak iplerden çekildikçe dönen, tahta parçasından yapılmış oyuncak. [86] 

fırlan- /fırlan-/: dolanmak, etrafını dolaşmak, dönmek, çevirmek.

fırsant /fırsant/: fırsat. [87] 

fıs /fıs/: çürük ya da içi boş meyve.

fışı /fışi/: eskiden kadınların başa giydiği püsküllü vala. (puşi)

fışkı /fışxi//fıxşi/: koyun gübresi.[88]

fışkılık /fışxilux/: koyun gübresinin saklandığı yer.

fıştıra /fıştra/: büyük düdük.

finik- /finik-/: etrafa koşuşturmak.

fitos /fitoz/: küçük sevimli kız.

fizzahlan- /fizzahlan-/: feryat etmek.

furgunla- /furğunna-/: bolca fışkırmak.

furunç /furunç/: kurutulmuş ya da fırınlanmış armut meyvesi.

gamçura /qamçura/: üç telli küçük saz.

gânakop /gänaqop/: aynı sülaleden olanlar.

geçe /geçä/: yan, taraf, bölge. [89] 

gedek /gedek/: manda yavrusu.

gedel /qedel/: tahta duvar.

gelberi /gälberi/: yüksek ağaçlarda meyve toplamaya yarayan ve ucuna küçük sepet takılı uzunca sapı olan alet.

gemi /gemi/: düven. [90] 

gendime /gendirmä/: pişmiş bulgur.

germaşa/germaşa/: söğüde benzer bir bitki türü.

germicek /germicek/: su değir-meninde dingilin başında taşın dönmesini sağlayan küçük ağaç ya da demir.

gerneş-/gernäş-/: gerinmek. [91] 

geven /geven/: kökleri hayvanlara da yedirilen bir kır bitkisi. [92]

gezergi/gezärgi/: bulaşıcı hastalık.

gıcır /gıcır/: taze, yeni alınmış, kullanılmamış.

gıpgıcır/gıpgıcır/: yepyeni.

gidele /gidelä/: arka sepeti.

gilek /gilek/: kelep, bukle.

gilik /gilik/: has peynirin yuvarlak hale gelmiş şekli.

girinti /girinti/: gözü açık (kişi).

gizlet-/gizlat-/: gizlemek.

goba /goba/: büyük tahta süzgeç.

goda /goda/: tulum çalgı aletinin bir parçası

gomaçsuna /gomaçsuna/: kaymağı alınmış süt.

gonkla- /gonkla-/: kabaca üst üste eklemek.

gor /gor/: mezar.

gorbagor /gorbagor/: mezarlık.

gorcula /gorcola/: peynir topağı.

goruk /goruk/: sert toprak topağı.

göger- /gögär-/: gök rengine girmek, morarmak.[93] 

göğüslük /göslük/: kadın önlüğü, eskiden.

gömlek /kömlek/: bir tür iç elbisesi.

gönüllen- /gövullan-/: birisinden incinmek, kırılmak.

görük- /görük-/: görünmek.

göz /göz/: 1. organ 2. oda, evin bir kısmı. "Onun evi tek göz"

göze /gözä/: 1.delik "gözädan içäri baxşım" 2.oda "evímiz iki gözä".

göze /gözä/: delik, oda.

gözet- /gözät-/: yolunu beklemek. [94] 

gurguma /ğurğuma/: akarsuyun akarken döndüğü yer.

gücük /gücük/: şubat ayı.[95] 

güğüm /gügüm/: bakır su testisi.

güleç /güleç/: güler yüzlü.[96] 

güman /gümän/: 1.şüphe, kuşku. 2.umut, beklenti.

güman- /gümän-/: ummak, beklemek.

güveç /güveç/: kilden yapılmış beyaz küp.

güvezi /güvezi/: eflatun rengi. [97] 

güz /güz/: güz.-ayi: ekim ayı.

ğabap /ğaµaµ/: çene altında biriken et.

ğecä /ğecä/: tahta duvarların kesişimi.

ğetet /ğeşeş/: bitki sapı.

ğıc /ğıc/: yerinden çıkarılmayan dişin altından biten ikinci diş.

ğıjla- /ğıcla-/: (su) ğıjj diye ses çıkararak akmak. [98] 

ğırıç /ğırıç/: kapı ya da pencerelerin yarı açık hali.

ğırla- /ğırla-/: 1. "gırr" diye yere dökülmek. 2. köpek hırlamak.

ğivi /ğivi/: ağaç içi kurdu.

haçan /haçan/: kaçan, ne zaman ki, nasıl ki...

haçandan /haçandan/: öyle bir şekilde ki... şaşırtıcı bir şekilde.

hakuz /haquz/: tarla sürülürken açılan kanallardan her biri.

halambar /xalambar/: un sandığı.

hamaylı /hamayli/: meşinden üstü kopçalı küçük çanta.

hamdan /hamdan/: yeniden, tekrar baştan, "bu işä hamdan başla!".

hamla- /xamla-/: uzun süre iş yapmadıktan sonra birden işe başlayınca hastalanmak. [99] 

hapahaptan /xapaxapşan/: aniden, ansızın.

hapahaptan /xapaxaptan/: aniden, birdenbire "xapaxaptan beni yaxaladilar"

harangal /xarangâl/: geniş.

harbi /harbi/ çabuk, süratli bir şekilde.

harbutla- /xarbutla-/: sıcak ve soğuk suları birbirine karmak.

harfana /harfana/: yöresel yemekli eğlence.

harkalat /harqalat/: kol sepeti.

harmahılat /harmahılat/: karmakarışık.

harman /xarman/: h.-ay:eskiden ağustos ayı.

harşo /xarşo/: yöresel bir yemek çeşidi.

haru /xaro/: kilerlerdeki tahtadan yapılmış geniş un bölmeleri.

haruz /xaros/: nadasa bırakılmış tarla.

hasır /xasır/: mısır koçanlarından örülmüş sergi.

haşar /xaşar/: ince uzun sırık.

haşıl /xaşil/: yöresel bir yemek.

hatırnaz /xatırnaz/: hatırlı, hatrı sayılır.

havs /xavs/: yosun.

hayraz /xayroz/: tarla sürülürken sürülmemiş kalan kısım.

hazein /xazein/:patron.

hazla- /xazla-/: meyveyi bıçakla yarmak veya eti koparmadan lime lime doğramak.

he! /he!/: evet!

hedik,hegit/hedik//hegit/: pişmiş mısır tanesi.

hela /halä/: tuvalet.

helli, hello /helli//hello/: yöresel bir yemek türü.

henek /henek/: şaka.

henkel /xengel/:büyük ip yumağı.

hepengi /xepengi/: kapan.

herk /herg/: sürülmüş toprak.

hıh  /xıx/: pis.

hıha /xıxa/: çok, gereğinden fazla.

hıhlan- /xıxlan-/: vücudu keselemek.

hıın! /hıın/: evet!

hılakoba /xılaqoba/: derme çatma.

hılat /xılat/: karışık.

hılatla- /xılatla-/: biribirine karıştırmak.

hınkal /xınkâl/: yöresel bir yemek türü.

hıpız /xıµız/: aşırı cimri.

hıpla- /xıpla-/: dibini kazımak, sıyırarak bir şeyin dibini temizlemek.

hırakla- /xırâkla-/: tencere dibini tutmak.

hırazla- /xırazla-/: tüylerini yakmak.

hırhıt- /xırxıt-/: birisini tenhada sıkıştırmak.

hırlı /xırlı/: doğru, dürüst (kişi), doğru dürüst (iş).

hırtla- /xırtla-/: oyun bozanlık etmek.

hısrak /xisrek/: orta boy kızak.

hışla- /xışla-/: hışş diye ses çıkarmak (özellikle su). [100] 

hıştık /xışşıq/: tasma.

him /him/: inşaatın temel çukuru.

hohola /xoxola/: kaba saba.

hop /xop/: kara sabanın tarlayı süren demir kısmı.

horla- /xorla-/: hor görmek.[101] 

hoşur /xoşur/: dövülmüş ancak öğütülmemiş kaya tuzu.

hotak /hoşax/: çift sürerken boyunduruğa asılan küçük kütük.

hulıkı /xulıqi/: kertenkele.

hulul /xulul/: turşu haline gelmiş lahana.

huna /xuna/: kulaksız koyun.

hurla- /xurla-/: uyurken horlamak.

huttı /xuttı/: lahana meyvesinin sapı.

huyhuy /huyhuy/: aklı yerinde olmayan (kimse).

ıın! /ıın!/: hayır!

ılışır /ılışır/: geçen yıldan bir önceki yıl.

ıraklaş- /ıraxlaş-/: uzaklaşmak.

ıraklaştır- /ıraxlaşşur-/: uzaklaştırmak. [102] 

ırgala- /ırğala-/: kuvvetlice sallamak. [103]

ırgalan- /ırğalan-/: sallanmak, salınmak.

ışhan /ışxan/: filiz. [104]

ışhanla- /ışhanna-/: filiz sürmek.

içerle- /içärlan-/: bir şeyden dolayı alınmak.

ifdi /ifdi/: ilk olarak.

igeş- /igäş-/: rekabet etmek.

ilinti /ilinti/: teğel, ilmik.[105]

irip /irip/: eğri.

ispir  /ispir/: avcı bir kuş. [106] 

ispirik /ispirik/: odun ya da çıra ufantısı.

istikan/isşikân/:bardak.

istol /isşol, stol/: sandalye.

işak /işax/: sidik

işkillen- /işgillän-/: şüphelenmek. [107] 

itdirsegi /itdirsegi/: gözkapağının kirpikle birleştiği yerde çıkan küçük sivilce, incili. [108] 

itekle- /iteklä-, yirtekla-/:  itmek, dürtmek.

itlen- /itlän-/: sinirlenmek (argo).

izle- /izlä-/: iz yapmak.

jinjile /jinjilä/: grip.

jol/cola /jol//jola/: siyah tanecikli meyvesi olan diken ağacı ve meyvesi.

jonga /jonga/: kaba, iri yoz hayvan.

jurla- /jurla-/:etleri diken diken olmak.

kabalak /qabalax/: bir ucu sarkıtılan bir ucu da başa dolandıktan sonra yana sarkıtılan erkek başlığı, eskiden sarık.

kabar-  /qabar-/: şişmek.

kaç- /qaç-/: koşmak, seğirtmek, kurtulmak. [109]

kaça kaça /qaça qaça/: koşarak.

kaçe /qaçe/: dişi enik.

kaçga /qaçğa/: ağaçtan yapılmış el arabası.

kaçgın /qaçğun/: kaçak, kaçan. [110] 

kaçkaça /qaçqaça/: beyazlı karga.

kada- /qada-/: tıka basa doldurmak, tepmek.

kadana /qadana/: köpek tasması.

kağan /kağan/: arslanın yerinden kalkmadan başını dikerek etrafa bakması.

kah /kqäx/ elma kurusu. [111] 

kahla- /kqäxla-/: kah yap-mak, güneşte kurutmak.  [112] 

kakaç /qaqaç/: kuru bitki sapı.

kakaç /qaqaç/: mısır ve benzeri bitkileri kestikten sonra arta kalan kurumuş köklü kısım.

kakal /qaqal/: göz bebeği.

kakala /qaqala/: dolu yağmuru.

kakanla- /qaqanna-/:1. tavuk yumurta koyduktan sonra bağırmak. 2.kahkaha ile gülmek (argo).

kaklan- /qaqlan-/: kıvrılmak.

kakoroz /qaqoroz/: ucu kıvrık.

kala- /qala-/: sobaya odun doldurup ateş vermek.

kâlâcoş /kâlâcoş/: yöresel bir çorba türü.

kalat /qalat/: kol sepeti.

kalkışmak /qalxış-/: hep birlikte kalkmak (yataktan), (oturmadan).

kân /kân/: balkon kenarlarını çeviren ağaç korkuluk.

kanavuz /qanavuz/: koyu mavi renk.

kanç /qanç/: pençe.

kançla- /qançla-/: pençe ile tırmalamak.

kandara /kandara/: beşikte el tutma yeri.

kandır- /qandur-/: aldatmak.

kanık- /qanıx-/: bir şeye çok alışmak.

kâp /kâp/: dut pekmezinin köpüğü.

kapan /xapan/: harmanda dövülen mahsülü bir yere yığmaya yarayan büyük tapan.

kapçek /qapçek/: ağaç maşrapa.

kapılo /qapılo/: kapçek.

karaca  /qaraca/: külül.

karahşin /qaraxşin/: tulum çalgı aletinin bir parçası.

karakış/qaraqış/: aralık ayı.

karakış /qaraqış/: ocak ayı.

karakura/qaraqura/: genellikle hamile kadınlara korkulu anlar yaşattığına inanılan hayali bir varlık. [113] 

karal- /qaral-/: kararmak

karalt- /qaralt-/: karartmak.

karaltı:karartı, gölge.

karama /qarama/: eherin oturak yeri.

kârankâş /kârankâş/: taş taşımada kullanılan çatal kazık.

karapan /qarapan/: samanlığın önündeki örtülü yer.

kargış /qarğış/: beddua.

karışkal /qarışqal/: ince yağan dolu.

kart /qart/: iri yapılı.

kartol /qarşol/: patates.

kartopu /qartopı/: patates.

karvakan /qarvaqan/: bacayı bedevre ile örterken dizili bedevrelerin üzerine yatay olarak konan ve üzerine taşlar dizilen bedevre.

kasarak /qatsaraq/: aşırı sıcak hava.

katala- /qatala-/: kovmak.

katlan-/qatlan-/: tahammül etmek, sabretmek.  [114] 

kav /qav,qâv/: birşeyler çekmeye ya da yolmaya yarayan ucu çatal ağaç.

kavara /qavara/: osuruk.

kavlak /qavlak/: ayakta kurumuş ağaç.

kâvlık /kâvlux/: kendini üstün görme

kavuç /qavuç/: ucu eğilmiş demir ya da ağaç.

kavus /kâus/: eylül ayı.

kavut /qavut/: öğütülmüş furunç.  [115] 

kaygana /qayğana/: bir tür omlet.

kayınço /qayinço/: kayın birader.

kayıp- /qayıp-/: kaymak eylemi.

kayır- /qayır-/: beslemek.

kaypak /qaypax/: kaygan.

kaytar- /qaytar-/: işten kaçmak.

kazı-  /qazı-/: kökünden silmek, tıraş etmek.  [116] 

kecere /qecerä/: sert, kurumuş.

keh /kgex/: eşek eheri.

kekeç /kekeç/: kekeme.  [117]

kelle /kelle/: 1.insan kafası. 2.buğday başağı.

kemçük /kemçük/: çelimsiz kimse.

kenef /kenef/: tuvalet.

kerdik /kerdik/: arpa buğday karışımı ekin.

kerkin-/kerkin-/: sürtmek, sürtüşmek.

kerme /kermä/: koyun gübresi

kersen /kersän/:ağaçtan oyma hamur teknesi.

kert /kert/: 1.kerte.2. bayat (ekmek).

kert- /kert-/: kerte meydana getirmek.

kese /kesä/: kestirme yol, patika.

kesegen/kesegän/: bir domuz türü.

kesek /kesek/: kesilmiş dilim.[118] 

kesme /kesmä/: yöresel bir yemek türü.

ket /qet/: ot taşımada kullanılan bir çift ince sırık. [119]

kete /kete/: yöresel bir börek türü. [120] 

kevek /kevek/: yumuşak, gevreğimsi.

kıdan /qıdan/: keçi yavrusu.

kıdık /kıdık/: kıdan.

kıfınlanmak /qıfınlan-/: cilve yapmak.

kıjgır- /qıjğır-/: ekşiyerek köpürmek. çok kızmak, sinirlenmek.[121] 

kıkı /qıqı/: boğazda çıkan ur. [122]

kıkıl /qıqıl/: simit biçiminde kızartılmış bişi.

kımı /qımı/: turşusu da yapılan bir tür ot.

kınatura /qınaşura/: ıslah edilmemiş yabani elma.

kınçık /qıntçık/: bütünden bir parça, bir zerre.

kınıçga /qınıçqa/: nüfus hüviyet cüzdanı.

kınkla- /qınqla-/: beceriksizce iş görmek.

kıntıravaz /qıntıravaz/: kolay kolay bir şey beğenmeyen kimse.

kırag /qırax/: 1.susuz arazi. 2. bütünün kenarı.[123] 

kırcıllan-/qırcıllan-/: (saç)a ak düşmek, beyazlamak.

kırç /qırıç/: sertleşmiş kar yüzeyi.

kırhlık/qırxlux/:koyun yününü kesme makası.[124] 

kırıştır- /qırışşur-/: birisiyle oynaşmak (kadın).

kırkal /qırqal/: ağaçtan bükülerek yapılmış hayvan bağı.

kırkat /qırqat/: dikenli bir tür ağaç.

kırkıt /qırqıt/: dayanıklı.

kırkıton /qırqışon/: yemek borusu.

kırmızılan-/qırmızlan-/: kızarmak, kırmızı olmak, (meyve) olgun-laşmak.

kısır /qısır/: hayvanların iki yıl üst üste veya hiç doğurmayanı.

kıskıla- /kıskıla-/: köpeği bir şeyin ya da kimsenin üzerine kışkırtmak, salmak.

kıvranga /qırvanqa, kıvranqa/ yaylı küçük el kantarı.

kıyış- /qıyış-/: birisini bir iş yaptırmaya kıymak.

kibe /kibe/: merdiven.

kileş- /kiläş-/: çamaşırı suda oğuşturmak.

kiniye /kiniyä/: alay.

kinzi /kinzi: bir çeşit kokulu, çorbalara katılan bitki.

kip /kip/: sağlam, dik, yakışarak.

kiraz /kirez/: k.-ay: haziran.

kirkit, kerkit /kirkit/ /kerkit/: tezgahta dokuma tarağı. [125] 

kirmen /kirman/: ikinci, ikinci kez biçilen ot.

kirtik /kirtik/: küçük parça.

kitle- /kitlä-/: kilitlemek.

kocal- /qocal-/: kocamak, ihtiyarlamak.[126] 

kocalt-/qocalt-/: htiyarlatmak, çok eziyet gösterilmek.  [127] 

kocor /qocor/: küçük tepe.

kocu /qoco/: çelik çomak oyunu.

koç /qoç/: q.-ay: kasım ayı.

koçik /koçik/: kollu, kazağa benzeyen renkli kumaştan yapılan düğmeli eski kadın elbisesi.

koçik /qoçik/: kadın bluzu.

koçur /koçor/: alna sarkan saç.

kod /qod/: 1.16 dm. küplük ağaç ölçek. 2. su değirmenin kapalı oluğu.

kodluk /qodlux/: bir kodluk bakır tencere.

kodova /qodova/: ağaç kakan.

kofik /kofik/: eskiden başa giyilen kadın giysisi.

kofta /qofşa/: bir çeşit kadın bluzu /eski).

koh /qoh/: eskimiş açık yaranın üzerindeki et ve kan kabuğu.

kohlan-/qoxlan-/: yaranın üzerini zamanla et ve kan tabakası bağlamak.

kokol /qoqol/: boynuzları hilal şeklinde olan öküz.

kokola /qoqola/: üst üste yığılarak oluşturulmuş dik.

kokolla- /qoqolla-/: üst üste yüksekçe yığmak.

kokopa /qoqoµa/: sırt, tepe.

kokoroz /qoqoroz/: dik başlı.

kokur /kokor/: uzun saç, uzun saçlı çocuk.

kol /qol/: 1.kolluk 2.ince uzun sırık. 3.tarlayı çapalarken her bir kişinin çapaladığı yaklaşık beş metre genişliğindeki kısım.

kola /qolä/: yarılmaya hazır odun kütü-ğü.

kolan /qolan/: at yularının bir parçası.

kolçak /qolçax/: eskiden bir tür erkek bel bağı.

kolçak /qolçax/: eskiden kadınların kollarına geçirdikleri dirseğe kadar olan işlemeli kolluk.

kolluk /qollux/: bir araçta ana gövdeyi taşıyan tek ya da çift ağaç ya da demir.

kolopa /qoloµo/: küçük külek.

kombaş /qombaş/: değneğin başındaki kabarıklık.

kona /qona/: deste, küçük yığın.

konçik /qonçik/: çıra kütüğünden bir parça.

korava /qorava/: marmelat.

korla- /qorla-/: gözetlemek, kollamak.

kort /qort/: çimenlik.

koruk /qorux/: koruma altına alınmış arazi.  

korut /korut/: keçi yavrusu.

kosavı /qosavi/: kül değneği.

kosrav /qosrav/: tırpan taşı.

koş- /qoş-/:1.(öküzü) çifte koşmak, bağlamak, 2. tarlayı sürmek.

koş /qoş/: alın.

koşat /qoşat/: ağaç kiriş.

kota /qota/: iplik makarası.

kotata /qoşata/: küçük ağaç kütüğü.

kotazla- /kotäzlä-/: fırlatmak, atmak.

kotik /qotik/: manda yavrusu.

kotor /qoşor/: taneleri alınmış mısır meyvesinin sapı.

kotur /qotur/: 1.yontulmuş odunun üzerinde kalan pürüzler. 2.yaşlı kimse (argo).

köç- /köç-/: (kız) evlenmek.

köç /köç/: otun çayırda bir yere yığılmış hali.

köçür- /köçür-/: (kızı) evlendirmek.

köm /kóm/: koyunların kapatıldığı döşemesiz ahşap ahır.

kömzek /kömzek/: ahırda hayvanların dışkısını dışarı atmak için açılmış delik

körezle- /körezlä-/: fırlatmak.

körle- /körlä-/: üzerini örtmek, kapamak.

körlen- /körlän-/: kesiciliğini yok etmek.

kösnek /kösnek/: kömzeği kapatma kütüğü.

kösnük /kösnük/: çelimsiz.

köylük /köylük/: köylü

kudıyan /qudiyän/: cadı. halkın inanışına göre cadı ve kudıyanın kuyruğu olur. Kudıyan daha kısa kuyruklu olan cadıdır.

kuk /quk/: dizleri eğik oturmuş olan.

kuklan-/quklan-/: dizleri eğik halde oturmak, çömelmek.

kukul /ququl/: 1.tomurcuk.2.(insan için) yavru.[128] 

kukullan- /ququllan-/: 1.ağaç tomurcuklanmak. 2. insan evlat sahibi olmak.

kukuso /ququso/: kuyruk sokumu.

kullap /qullep/: eski kapılarda hem kuşak görevi gören hem de kapıyı çerçevesine bağlayan menteşe.

kullap /qululap/: kapı asmaya yarayan büyük çengelli demir.

kulul /qulul/: taranmış yün topağı.

kulun /qulun/: tay. [129] 

kulunç  /qulunç/: bel romatizması, sırt ağrısı

kumkuma /qumquma/: mürekkep okkası.

kumla- /qumla-/: (su) önüne kum yığılmak.

kunçul /qunçcul/: bir şeyin uç tarafı, uç kısım.

kuntla- /quntla-/: (hayvan) seğirtmek.

kupis /quµis/: cimri.

kur- /qur-/: tasarlamak.  [130] 

kurat /kurat, qurat/: çocuğu olmayan adam.

kurçs /qurçs/: meyve sapı.

kurık /kurık/: at yavrusu.

kurka /qurqa/: çekirdek.

kurkantal /qurqanşal/: kalitesiz meyve.

kurna /qurna/: musluk.

kursak /qursax/: mide, işkembe.[131] 

kuruk /qurux/: kuluçkaya yatmış tavuk.

kurul- /qurul-/: büyüklük taslamak.

kurum /qurum/: baca külü.

kuruşta /quruşşa/: küçük gaz lambası.

kusak /qusax/: kusmuk.

kuskun /qusxun/: atın eherinin bir parçası.[132] 

kuy- /quy-/: mısır unu ve kaymakla yapılan bir çeşit yemek.

kuyla- /quyla-/: gömmek.

kuzla- /quzla-/: (kedi, köpek) yavrulamak.[133] 

kuzu kulağı /quzı qulağı/: bir tür dağ bitkisi.

kuzuk /quzuk/: kambur.

küci /küci/: cicim dokuma tezgahında ipliklerin arasından geçirildiği alet. [134] 

küçük /küçük/:k.-ay: şubat ayı, gücük ayı.

küd<