birikimler

 

 

Google

 

 

 

 

 

İstanbul Üzerine Düşünceler / Ne Onunla Ne de Onsuz

Tutkulu bir aşk gibidir İstanbul'da yaşamak… Zor tutunursun, zor ayrılırsın… Taşı toprağı altın diyerek, tası tarağı toplayıp gelirsin, altını bulamayınca taşa toprağa dönüşürsün. Ağırlığın taşımaz seni bu şehirde tutunamazsan, hafifliğin savurur rüzgarında seni bu şehrin; ya Boğazın mavisine karışırsın, ya da bir köşede çöpü karıştırırsın. İnsanlar görürsün şuursuzca yürüyen, otomobiller görürsün sağa sola yalpalayan. Bir nefes alıp sigarandan, karşı sahile bakıp durursun, bir de yanında Sarayburnu tavşankanı çay, "değmeyin keyfime" diye düşünüp mutlu olmaya çalışırsın. Bazen sur dibinde yatarsın; şansın varsa üzerinde bir palto ile ama çoğu zaman bir gazeteyle. Ya da çoluk çocuk naylon bir çadırın altına sığınırsın. Bazen de bir gökdelenin süitinde İstanbul'u tepeden süzersin bir kadeh viskinle. Belki de şehrin en pahallı yerinde, yarın kiminle hangi lezzetin tadına varacağını düşünürsün… Kimi zaman Nişantaşı'nın caddelerinde göz alıcı vitrinlere göz süzersin, ya da Topkapı halk pazarında en az kullanılmışı ararsın çeyizin için. Tehlikeden uzak yaşamak için kapanırsın iki göz gecekonduna, adım atmazsın gecenin derinliğinde bu şehrin sokaklarına. Belki bir duvarın dibinde, ayakların çıplak oturursun ana kucağında, belki de bir şeyler uzatırsın bir otomobilin camından ansızın içeriye. Bir yerlerde kokluyorsan tineri, ya da bir yerlerde aybaşını getirmek için tutuyorsan çeteleyi dalarsın derinlere. Koşarsın koşarsın, yürümeyi unutursun. Geri dönsem dersin, geçmişini unutursun.  Ne onunla ne de onsuz, girdabına kapılırsın…

Tarihin en eski çağlarından beri, insanlığın sahip olma arzusuyla yanıp tutuştuğu şehir İstanbul. Doğal güzelliği ve tarihi dokusu ile dünyanın en etkileyici köşelerinden biri. Avrupa ve Asya'yı kucaklayan, bir zamanlar Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu'nun en önemli merkezi. Camileri, kiliseleri, müzeleri, sarayları, anıtları, yalıları, köşkleri, çarşıları ve pazarları ile geçmişten günümüze uzanan eşsiz bir kültürel miras. Her yıl turist akınına uğrayan İstanbul, tüm yönleriyle dünyanın en çok merak edilen şehirlerinden biri. Bir tarafta 500'ü aşkın camiinin yarattığı atmosfer, bir tarafta gökyüzüne uzanan gökdelenleriyle bir kültür ve cazibe merkezi.

 Boğazda vapur sefası, Piyer Loti'den Haliç'e bir bakış, güneşli bir günde Maçka parkında gezinti, Emirgan'da uzun bir pazar kahvaltısı, Eminönü'nde ayaküstü balık atıştırmak, Beyazıt'ta sahafları dolaşmak, Beyoğlu'nda sinema ve tiyatroya gitmek gibi bir dolu  keyif sunar bu şehir. Konferansları, kongreleri, festivalleri ve fuarlarıyla Türkiye'nin en önemli kültür merkezi İstanbul. Aynı zamanda Türkiye'nin en çok göç alan şehri. Gün geçtikçe artan nüfusuyla çok büyük sorunlara gebe İstanbul'un bugünü ve geleceği. Trafik sorunu, çarpık yapılaşma, işsizlik, eğitim ve sağlık sorunları, barınma sorunları, güvenlik sorunları ve çevre kirliliği  ile gün geçtikçe yaşamakta zorlandığımız şehir İstanbul.

İstanbul'a "yaşamak" için gelen "insan" aslında sonuna kadar bu şehri ve bu şehre ait olanları sömürmenin peşinde. Burası, kocaman bir rant diyarı pek çokları için… Kalabalık insan yığınları içerisinde insana sadece sömürmek ya da sömürüye boyun eğmek kalıyor. Bu nedenle her türlü yasadışı faaliyetin de merkezi olmuyor mu İstanbul?  Hırsızlık, yankesicilik, uyuşturucu madde satıcılığı ve kullanımı gittikçe artmıyor mu? Bu yüzden sağlığa uygun olmayan şartlarda gıda maddeleri üretilmiyor mu? Ya da şehir eşkıyaları sırtına çullanıp seni ölümün pahasına yolun kenarına atmıyor mu? Anlamsızca ortaya çıkan kaptırdığın çantan seni başka düşüncelere götürmüyor mu? Ya da esrarengiz bir şekilde seni arayan polis kimliğindeki şahıs, evde kimse olup olmadığını kontrol eden biri çıkmıyor mu? Gecenin bir saati oturduğun apartmanın girişinde "satıcı"dan kaçan bir kadına hiç rastlamadın mı? Arzu edilen her yere atılan çöpler, denize bırakılan atıklar, bu şehre ait olamamanın, tek yürek İstanbullu olamamanın sonuçlarından biri sayılmıyor mu? Peki, neden Vanlılar, Maraşlılar, Erzurumlular ve diğer bütün şehirliler kendi aralarında hemşeri oluyor da İstanbullular yıllar geçse de birbirleriyle hemşerilik bağını, bir türlü kuramıyor?

Her şeye rağmen, tutkulu bir aşk gibidir işte bu şehirde yaşamak… Hem çok seversin, hem de darmadağın edersin. Kopamazsın, çekip alamazsın kendini. Yaşamın boyunca ya sürersin sefasını, ya da ömrün yettiğince cefasını. Her şeye rağmen, yaşamaya devam edeceksen bu şehirde; ruhunla, inancınla, gururunla ve benliğinle yaşayacaksın ve ona sahip çıkacaksın… Ya da kalabalığın aktığı yöne sen de takılmışsan, İstanbullu olmuşsun sen. Boş ver! Zaten yürüyeceksin, gideceksin, dönemeyeceksin…

 

HÜLYA KARTAL

 

 

 

 

 

birikimler © erdoğan kara

 

 

son güncellenme zamanı: 27 Haziran 2009 Cumartesi