Aylık arşiv Haziran 2018

ileErdoğan KARA

Batı’nın Yardım Tanımı Türkiye’yi Görmezden Geliyor

Dün yayınlanan 2018 Küresel İnsani Yardım Raporuna (KİYR) göre 2017 yılında Türkiye miktar olarak ve milli gelire oran bakımından dünyada en fazla insani yardım yapan ülke olmuştur. Ancak gerçek sıralamada Türkiye’ye yer verilmemiştir. Geçen yıllarda da Türkiye’nin yardımlarına şerh düşülmekle birlikte bu durum ülke olarak Türkiye’nin sıralamasını etkilememekteydi. Ancak 2018 Raporunda Türkiye’nin tamamen liste dışı bırakılması yaklaşımın siyasi bir arka planı olduğunu düşündürtmektedir.

Türkiye tarafından yardımların raporlanması OECD Kalkınma Yardımları Komitesi DAC’a yapılmaktadır. DAC tarafından Suriyelilere yönelik yardımlarımız insani yardım olarak kabul edilmektedir. Ancak insani yardım bakımından ülke sıralamasına, her yıl Development Initiative (Dev-Init) tarafından hazırlanan KİYR’de yer verilmektedir. Bu bakımdan bahsi geçen Raporun trend belirleyici bir özelliğinin olduğunu söylemek mümkündür.

2018 KİYR’e göre 2017 yılında Türkiye tarafından 8.07 Milyar ABD Doları insani yardım yapılmıştır. ABD tarafından yapılan yardım miktarı ise 6.68 milyar ABD Doları olmuştur. Bu böyle iken gerçek sıralamada Türkiye’ye yer verilmemiştir. Türkiye’nin hakkı olan birinciliği ise ikinci sırada yer alan ABD almıştır. Raporda ayrıca ABD’nin en büyük donör olmaya devam ettiği de belirtilmiştir. Raporda “milli gelire oran bakımından en fazla insani yardım yapan ülke” sıralamasına ise hiç yer verilmemiştir. Ancak bu konuda Türkiye’den silik bir şekilde “2016 yılı ile karşılaştırıldığında 2017 yılında milli gelire oran bakımından insani yardım miktarında önemli değişiklik” bağlamında bahsedilmiştir. Buna göre milli gelire oran bakımından Türkiye’nin yardımları % 0.69’dan % 0.85’e çıkmıştır. Bunun karşılığı ‘en cömert ülke’ ve/ya ‘milli gelire oran bakımından en fazla yardım yapan ülke’ olmakla birlikte, 2018 Raporunda bu ifadeye de yer verilmemiştir. Diğer taraftan Türkiye “en fazla yardım alan 10 ülke” listesinde 6.sırada yer almıştır. Buna ilişkin şema ve bilgiler ise oldukça görünür bir şekilde oluşturulmuştur. 

Bu oldukça ilginç, karmaşık ve standarttan uzak görünen ve aslında batı merkezli dünyanın artık sona erdiğini de gösteren hikâyeyi anlatmaya OECD DAC’ın insani yardım tanımını inceleyerek başlayabiliriz. Bu şekilde Türkiye’nin Suriyelilere yönelik yardımlarının insani yardım olarak sayılmasına ilişkin Dev-Init tarafından sergilenen olumsuz yaklaşımın arka planı da ortaya konulmuş olacaktır. Zira KİYR hazırlanırken OECD CRS ile BM OCHA FTS ve BM CERF veri tabanı kadar raporlama sistematiği de kullanılmaktadır.  

2017 yılından itibaren geçerli olan DAC Raporlama Yönergesinde “gelişmekte olan ülkelerde sığınmacılara yönelik yardımlar” insani yardım olarak sayılmaktadır. Daha önceki Yönergede ise “gelişmekte olan ülkelerde sığınmacılara yönelik yardımlar (insani yardım kalemine) dâhildir, fakat donör ülkenin kendi içindeki sığınmacılara yönelik yardımlar dâhil değildir” ifadesi yer almaktaydı. Yukarıda verdiğimiz tanım geleneksel batılı donörler merkeze alınarak oluşturulmuştur. Yani mesela Almanya’nın, gelişmekte olan bir ülke olarak Ürdün’de yaşayan sığınmacılara yönelik yardımları ‘insani yardım’ olarak sayılmaktadır. Ancak Almanya kendi ülkesindeki sığınmacılara yönelik yardımlarını insani yardım olarak değil, ‘sığınmacı yardımı’ olarak raporlamak durumundadır. Sığınmacı yardımları söz konusu olduğunda ise sadece ilk yıl yapılan harcamalar yardım olarak kabul edilmektedir.

Gelelim madalyonun Türkiye’nin olduğu diğer tarafına. Başlangıçta Suriyelilere yönelik yardımlarımız AFAD ile istişare halinde büyük ölçüde ‘sığınmacı’ yardımı olarak raporlanmıştır. Bu OECD DAC’tan alınan geri bildirimler doğrultusunda ve ayrıca Raporlama Yönergesinde tam olarak Suriyelilere karşılık gelecek şekilde sığınmacı yardımı şeklinde münhasır bir raporlama kategorisi bulunmasından kaynaklanmıştır. Bunun yanında Türkiye’nin yerleşik donör kimliğinin de raporlamaya yönelik tercihleri kendiliğinden etkilediğini ve yönlendirdiğini belirtmek gerekmektedir. Şöyle ki Türkiye donör kimliğine dayanarak 1992 yılından beri OECD DAC’a yardımlarını raporlamaktadır. Bu donör sıfatıyla bugüne kadar 25 bine yakın kalkınma projesi gerçekleştirilmiştir. Kalkınma sektöründe sergilenen bu başarıdan dolayı uluslararası camiada ülkemiz ‘yükselen donör’ olarak anılmaya başlanmıştır. Nihayetinde bu performansın bir sonucu olarak Türkiye birden fazla kere OECD DAC’a üye olmaya davet edilmiştir. Hatta “Türkiye yardımlarını zaten raporluyor, üyelik için en büyük şartı yerine getiriyor”, “Türkiye OECD üyesi ama DAC’a üye değil” gibi söylemlerle bunun mini bir baskı şeklini aldığını bile söylemek mümkündür. Neticede Türkiye’nin bu yüksek profilli donör kimliğinin bir sonucu olarak, Suriyelilere yönelik yardımlarımızın raporlanması donör perspektifiyle yapılmış ve bu yardımlar sığınmacı yardımı olarak raporlanmıştır. Ancak ilk yıllarda toplam yardım miktarımız yüksek olmadığı için bu durum Türkiye’nin durumunu ciddi olarak etkilememiştir.

Bu böyle iken ülkemizin Suriyelilere yönelik devasa boyutlardaki hizmet ve harcamalarının insani yardım olması gerektiği inancı ile konuyla ilgili çalışmalara kararlılıkla devam edilmiştir. Bunun sonucu olarak Suriyelilere yönelik yardımlarımızın raporlanması konusunda önümüzde ikinci bir alternatifin daha olduğu tespit edilmiştir. Bu ikinci alternatif ise ülkemizin (donör ülke olması yanında) aynı zamanda üst orta gelir grubunda yer alan gelişmekte olan ülke olmasıyla bağlantılıdır. Zira OECD DAC’ın Raporlama Yönergesinde gelişmekte olan ülkelerde sığınmacılara yönelik yardımların insani yardım kalemine dâhil olduğu belirtilmektedir. Burada gelişmekte olan ülke; donör ülke tarafından bu ülkelerdeki sığınmacılara yönelik yardımlar bağlamında ele alınmıştır. Türkiye ise aynı anda hem donör ve hem de gelişmekte olan ülke olarak ikili bir kimliğe sahiptir. Bu bakımdan Türkiye’nin oldukça ilginç bir şekilde ve kaza eseri olarak bu tanıma uyduğunu söylemek gerekmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin Suriyelilere yönelik yardımlarını insani yardım olarak raporlaması DAC nezdinde bir itirazla karşılaşmamış ve kabul edilmiştir.

Özet olarak DAC CRS sistemine Türkiye’nin Suriyelilere yönelik yardımlarını donör kimliğine dayanarak ‘sığınmacı’ yardımı ve gelişmekte olan ülke kimliğine dayanarak da ‘insani yardım’ olmak üzere iki şekilde raporlama seçeneği bulunmaktadır. Türkiye bu yardımlarını tamamen insani nedenlerle yapmaktadır. Bundan dolayı bu yardımların insani yardım olarak kabul edilmesi yönünde Türkiye’nin haklı bir beklenti içinde olması doğal karşılanmalıdır. Diğer taraftan yukarıda bahsedildiği üzere sığınmacı yardımlarında sadece ilk yıl yapılan harcamalar yardım olarak raporlanabilmektedir. Türkiye için böyle bir raporlama büyük bir kısıt olmanın çok ötesinde devasa yardımların yok sayılması sonucunu doğuracaktır. Mayıs 2018 itibarıyla sayıları 3.5 milyonu geçen ve her bakımdan desteğe muhtaç bir topluluğa yönelik yardımların tam olarak tespit edilmesi zaten mümkün değildir. Bu büyük ölçüde Suriyelilere yönelik onlarca hizmet kaleminin tespit edilmesi ve maliyetlendirilmesine ilişkin zorluktan kaynaklanmaktadır. Bunun yanında raporlamaya ilişkin birtakım teknik zorluklar da bulunmaktadır. Mesela bu insanlar kısa bir süre için geçici barınma merkezlerinde barındırılan küçük bir topluluk olmayıp oldukça hareketlidir. Buda harcamaların “ilk yıl” kıstasına uygun olarak tespit edilmesini zorlaştıran önemli bir faktördür. Türkiye topraklarında barınan Suriyelilerin ‘sığınmacı’ değil ‘geçici koruma’ statüsüne sahip olduğunu ise ayrıca göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

Türkiye’nin yardımları sığınmacı yardımı mıdır yoksa insani yardım mıdır konusu elbette önemli bir tartışma konusudur. Bunun kadar önemli bir başka konu ise şudur. Gelişmiş batılı donör ülkelerin şartları ve ihtiyaçları doğrultusunda oluşturulan DAC CRS Raporlama Yönergesinde hâlihazırda Türkiye tarafından yapılan bu devasa yardımların tam olarak tanımı/karşılığı bulunmamaktadır. Türkiye Suriyelilere yönelik yardımlarını; geleneksel donörler için oluşturulan tanım içinde tesadüfen kendisine yer bulmak suretiyle ancak insani yardım olarak raporlayabilmektedir. Türkiye’nin resmi olarak DAC’a üye olmaya davet edildiğini göz önünde bulundurduğumuzda bu durumun Türkiye açısından bir sorun alanı olarak ortaya çıktığını söylememiz gerekmektedir. DAC’ın üyelik yelpazesini genişletme isteğini; Türkiye gibi ülkeleri kendi özgün şartları içinde kabul edeceği ve farklılıkları ayrıksı bir unsur olarak değil değişen dünyanın yeni yapı taşları olarak değerlendireceği yönünde bir niyet beyanı şeklinde okumak mümkündür. Kısacası bu durum DAC’ın Raporlama Yönergesinin, sadece insani yardım konusunda değil genel olarak kalkınma yardımları konusunda Türkiye ve benzer durumdaki ülkelerin kendi özgün şartlarını ve yardım modellerini yansıtacak şekilde, yeniden gözden geçirilmesini gerektirmektedir. Aynı şey BM OCHA için de geçerlidir.  

Bu noktada insani yardım konusunda Türkiye’nin özgün şartlarının ne olduğu ile ilgili bir fikir egzersizi yapmak faydalı olabilir. Herşeyden önce Türkiye komşularından kaynaklı yoğun insan hareketlerinden dolayı farklıdır. 1988 ve 1991 yıllarında Irak ordusundan kaçan binlerce Kuzey Iraklı Kürt Türkiye’nin sınırlarına yığılmıştır. Hâlihazırda Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin sayısı ise 3.5 milyonu geçmiş durumdadır. Bu noktada 2018 KİYR’de Suriyelilere yönelik yardımlarımızın insani yardım olmaklığına ilişkin şerhi hatırlamakta fayda bulunmaktadır. Raporda birkaç yerde Türkiye’nin diğer ülkelerden farklı olarak ülkesi topraklarında barınan Suriyelilere yönelik harcamalarını insani yardım olarak raporladığı belirtilmektedir. Temel itiraz noktası insani yardımların (ülke içi sığınmacı yardımı değil de) sınır aşırı olması gerektiği savı üzerine kurulmaktadır. İnsani yardımlar konusunda ülkeler arasında karşılaştırılabilirliğin ancak bu şekilde sağlanacağı söylenmektedir. BM OCHA da sığınmacılara yönelik yardımı insani yardım olarak kabul etmemekte ve insani yardımın sınır aşırı olması gerektiğini düşünmektedir.

Peki Suriye’den Türkiye’ye yönelik kitlesel insan hareketleri raporlama yapan diğer ülkeler ile karşılaştırılabilirmidir ? Bu soru aslında Suriyelilere yönelik yardımlarımızın insani yardım olarak değil de sığınmacı yardımı olarak raporlanması durumunda karşılaştırılabilirlik sorununun yine ortaya çıkacağını göstermektedir. Hangi ülkede ne kadar Suriyeli sığınmacının yaşadığına ilişkin istatistik vermek bu yazının konusu olmamakla birlikte diğer donör ülkelerin topraklarına kabul ettiği Suriyeli sığınmacı sayısının hiçbir şekilde Türkiye ile karşılaştırılabilir olmadığı açıktır. Bunun yanında KİYR’de de ifade edildiği üzere sığınmacılara ev sahipliği yapan ülkelerde verilen desteklerin finansal değerini ölçmek için tek veya karşılaştırılabilir bir yol bulunmamaktadır.  (2016 KİYR, s.27.) Yukarıda bahsedildiği üzere insani yardımların sınır aşırı olması gerektiği konusunda BM OCHA da aynı yaklaşıma sahiptir. Bu durumun Türkiye’nin FTS veri tabanına raporlama yapmasının önünde motivasyon kırıcı önemli bir faktör olduğunu söylemek mümkündür.

Sonuç olarak; Dünya hızla değişmektedir. Çin büyük bir küresel güç olarak yükselmektedir. BRICS ülkeleri artık bir blok olarak adından söz ettirmeye başlamıştır. Bu gelişmelere paralel olarak batı dışındaki bu dünyanın kalkınma yardımları da her geçen gün artmaktadır. Öyle ki tek başına toplam 140 ülkede yılda 5000 proje gerçekleştiren Çin’in yardımları için artık “yardım imparatorluğu” ifadesi kullanılmaya başlanmıştır. Üstelik Çin bu alanda gerektiğinde diğer ülkeler ile ortak hareket edebilmekte ve mevcut sisteme yönelik itirazlarda bulunabilmektedir. Sonuç olarak jeopolitik ve jeoekonomik kaymaların yaşandığı dünyamız, kalkınma yardımları alanında da yeni okuma ve konum almaları gerektirmektedir. Bu noktada 1960’ların başında zenginler kulübü olarak adlandırılan DAC bloku merkeze alınarak oluşturulan yardım tanımlarının zamanın ihtiyaçlarıyla örtüşmediğini söylemek mümkündür. Bu durum BM OCHA’nın insani yardım tanımı için de geçerlidir. Bu bağlamda Dev-Init  tarafından kullanılan metodolojinin de gözden geçirilmesi gerekmektedir. Çünkü yardım verenler (donörler) ve yardım alanlardan müteşekkil dünya artık sona ermiştir. Aynen Türkiye gibi hem donör ve hem de üst orta gelir grubunda yer alan (gelişmekte olan) birçok ülke bulunmaktadır. Bu ülkeler özgün yardım modellerine sahiptirler ve çok büyük yardımlar yapmaktadırlar. Bu bağlamda mesela DAC; üyelik ve raporlama yoluyla bu ülkeleri farklı şekillerde bünyesine dâhil ederek veya yakın işbirliği kanalları kurarak yeni duruma kendisini adapte etmeye çalışmaktadır. Değişen dünyada kalkınma yardımları alanında meşru, etkin ve güçlü bir aktör olarak var olmaya devam etmenin yolu kapsayıcı olmaktan geçmektedir. Bu durum küresel bir veri tabanı olma iddiasındaki BM OCHA FTS raporlama sistemi ve halihazırda trend belirleme gücüne sahip KİYR için de aynen geçerlidir. Ancak gelişmekte olan ülkelerin kendi özgün durumları hesaba katılmadan ve değişmeyen yardım tanımlarıyla bu ne kadar mümkündür ?